|
ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ BİLİŞSEL GELİŞİM
SOYUT
İŞLEMLER DÖNEMİ (11 YAŞ SONRASI)
Bu
dönemin özelliği, çocuğun artık “yetişkin” gibi (soyut)
düşünebilir hale gelmesidir. J.Piaget bu konuda
araştırmalar yapmış ve birtakım sonuçlara ulaşmıştır:Çocuk
ya da ergen, bu dönemde tümevarım ve tümdengelim
yöntemleriyle düşünebilecek düzeye erişir. Bu dönemden
önce, çocuğun tümevarım ve tümdengelim yöntemleriyle
düşünememesinin nedenleri şunlardır;
1.
Nesne ve olgular arasındaki ilişkileri
kavramadaki yetersizlik;
2.
Çocuğun “iç dikkat” alanımdaki darlık;
3.
Çözümleme bireşim (analiz ve sentez)
yapmadaki yetersizlik;
4.
Daha önceki olgu ve olayları anımsamadaki
yetersizlik (unutkanlık)
7-8 yaşlarına gelen
çocuk, bu bakımlardan, istenen düzeyde olmasa da, bir
gelişme göstermiştir.
Tümdengelim için,
genellikle, erinlik yıllarının sonunu beklemek
gerekir.çocuğun soyut düşünebilme yeteneğini kazanması,
geniş ölçüde, zekanın gelişmesini gerektirir.J.Piaget’nin
kuramı üzerinde incelemelerde bulunan Dr. Gülseren Günçe,
bu konudaki düşüncelerini şöyle tamamlıyor:
1.
11 yaşından küçük çocuk, gördüğünün
arkasındaki olası ilişkiyi kavrayamaz. Ergen ve yetişkin
ise; görünenin gerçeğin ta kendisi olduğundan kuşkuludur;
olayların derindeki nedenini armaya çalışır, görünüşe
aldanmak istemez.
2.
Ergen ve yetişkin, görünen olayları,
aralarında zihinden birleştirme yoluyla çoğaltır. Yeni ve
ilk bakışta kavranılmayan kombinezonları düşünür. Örneğin,
x, y, z gibi 3 olayı, olası bulunan bütün kombinezonları
ile teker, teker ele alabilir ve üstelik, bunları yok
sayabilir, yani hiçbirini ele almayabilir. Somut işlemler
çocuğu ise, yalnız bir ya da iki kombinezon üstünde durur.
Bunları da zihinsel işlem yoluyla değil, rastlantı sonucu
elde eder.
3.
Ergen ve yetişkin düşüncesi, daha az
saplantılı ve dolayısıyla daha esnektir. Bu yüzden,
beklenmeyen olaylar karşısında düştüğü şaşkınlık daha
önemsizdir. Somut işlemler çocuğuna kıyasla daha az paniğe
kapılması bundandır. Aynı sonuca değişik yol ve
yöntemlerle varabilmesi de, ergen ve yetişkin düşüncesinin
esneklik özelliğinden ileri gelmektedir.
Somut
işlemler döneminden soyut işlemler dönemine geçişin nasıl
olduğu, kesin olarak bilinmemektedir. J.Piaget, bunu
ergenlik çağının başlarında görülen nöro- fizyolojik yapı
değişikliğine bağlamaktadır.bununla birlikte kişinin
içinde toplumun toplumsal ve kültürel yapı ve
özelliklerinin de bunda rol oynadığı kabul edilmektedir.
J.Piaget,
uzun çalışmalardan sonra şu sonuca vardı:
“Zihinsel
işlemler, bütünleşmiş yapılardan kaynaklanmaktadır.bu
yapılar, gelişmenin tümüyle yöneldiği denge tiplerini
belirler. Bunlar hem organik, hem psikolojik, hem de
toplumsaldırlar;kökleri, organizmanın doğal biçimlerine
kadar gider.”(Uğur-Şemin, 1980, s.2) Ona göre, çocuğun 11
yaşından önce basit bazı mantık işlemlerini yapamamasının
nedeni, düşünce sürecinin yapısındaki özellikleridir.
Şunu da
unutmamak gerekir ki, düşüncenin gelişimi bakımından
çocuklar arasında fark vardır.
J.Piaget’nin
“zihin gelişimi” ile ilgili bu kuramı, eğitimde gözlem ve
deneye ne kadar önem verilmesi gerektiğini ortaya
koymaktadır. Öğretimde “somuttan soyuta” ve daha genel
olarak, eğitimde “etkinlik” ilkesinin bilimsel
dayanaklarından biri budur. Buna, toplumsallaşmayı da
ekleyebiliriz. Bu etkinliklere yer verilerek yapılan bir
öğretimde, çocuk, hem kendi yaşantıları, zeka bakımından
gelişmesine de yol açar. Çocuğun yetişkin mantığına
erişmesi, eğitim arcılığıyla hem hızlandırılabilir, hem de
kuvvetlendirilebilir. Görülüyor ki çocuk zihni ile
yetişkin zihni arasındaki ayrım, yalnız bir nicelik ayrımı
değil, aynı zamanda, bir nitelik ayrımıdır. Eğiticinin,
bunu da her zaman göz önünde bulundurması gerekir.
İlkokullarda bir gözlem, deney ve iş dersi olarak okutulan
Hayat Bilgisi dersinin varlık nedeni de budur. Çocuğu,
çocuk gerçekçiliğinden, canlıcılıktan, olguların nedenini
hep insanlarda ya da doğa üstü varlıklarda aramaktan
kurtarmak. Kısaca, çocuğu nesnel düşünüşe alıştırmak(Cavit
Binbaşı oğlu, 1995, s.96-97)
Piaget’ye
göre birey ergenlik dönemi ile birlikte yetişkin gibi
düşünebilme özelliklerini kazanır, soyut düşünebilmeye
başlar. Bu dönemde zihinden işlemler yapılabilir, hipotez
geliştirilerek problemlere analitik çözümler bulunabilir.
Satranç bu açıdan hipotetik düşünmeye ağırlık veren bir
oyun olarak örnek verilebilir. Soyut işlemler dönemi ile
birlikte kişi satranç oynamaya başlayabilir. Daha önceki
dönemlerde satranç karmaşık ve anlaşılmaz bir oyundur.
Örnek için, bu dönemdeki bir kişiye “odanın bir
köşesinden öbür köşesine kaç olası yolla gidilebileceği”
sorulduğunda sonsuz sayıda olduğu cevabı alınabilir. Oysa
daha küçük çocuklar iki kenar ve bir orta yol olmak üç
yolla gidilebileceğini söylerler.
Bu
dönemin diğer bir düşünce özelliği de birleştirmeci (kombinasyonel)
düşünmedir.birkaç faktörün birlikte ele alınarak sorunun
çözülmesi bu dönemde edinilir. Ayrıca faktörler bu dönemde
soyutlanabilir ve bilimsel sorunlara çözümler aranabilir.
Bir
sarkacın salınımı neye bağlıdır diye sorulduğunda bu
dönemden önceki çocuklar ipin uzunluğu, ağırlık ve
uygulanan kuvvet faktörlerini birbirlerinden
soyutlayamazlar ve örnek için hem kuvveti, hem ağırlığı
değiştirerek çözüm bulmaya çalışırlar. Soyut işlemler
dönemi ile birlikte kişi ipin uzunluğunu ve ağırlığı sabit
tutup, kuvveti değiştirerek kuvvetin etkili olup
olmadığını anlayabileceğini düşünmeye başlar.
Göreli
(kişiye, yere, zamana göre değişen) kavramlar da bu
dönemde edinir. Göreli bir kavram olan kardeş kavramını
çocuk 2-3 yaşlarında iken (belki doğru) kullanmaya başlar,
yani çocuğa kaç kardeşin var dendiği zaman çocuk doğru
cevap vermeye başlar. Ama kardeşin ne olduğu, kardeşlerin
kaçar kardeşi olduğu gibi başkalarının perspektifinden
olaya bakabilme özelliği 12-13 yaşlarında edinilir.
İlkokul üçüncü sınıf öğrencileri sınıftaki, evdeki
kişileri kardeş sayma eğilimi gösterirler. 12 yaş
civarındaki ilkokul 5. sınıf öğrencilerinin büyük bir
kısmı kardeşin ne olduğunu anlayabilmiş hale gelmiştir.
Benzer bir durum yön kavramları içinde geçerlidir. Bir
yönden bakıldığında sağda olacağı soyut işlemler döneminde
anlaşılır.
Bu
dönemde de ergen ben merkezciliği denilen herkesin ona
dikkat ettiği gibi bir düşünce biçimi görülür. Bu düşünce
biçimi yüzünden ergen herkesin ona baktığı, onu
gözlediğini düşünür ve kendini sürekli olarak sahnede
hisseder. Bu ben merkezcilik, görüldüğü gibi çocuğun
başkasının perspektifinden olaya bakmamasından farklıdır.
Ergen başkalarının perspektifine alabilmeye başladığı için
“ya onlar ne der?” diye düşünmeye başlamıştır.
Bu
dönemdeki kişilere verilecek eğitimde daha çok soyut
içeriğe yer verilmesi onların yeni, yeni kazanmaya
başladıkları düşünce özelliklerini kullanma fırsatı
verecektir. Dersler de bu olanağın sunulması yararlıdır.
Ancak hatırda tutulması gereken diğer bir husus ta, derste
anlatılan bir takım kavramların hala fazla soyut
gelebilmesidir. Bu yüzden laboratuar deneyi gibi yöntemler
(özellikle daha önceden yaşantılarının olmadığı
hususlarda) eğitimde yararlıdır. Ergenlik dönemine giren
kişilerin kardeş kavramını bile henüz tam olarak
edinmedikleri akıldan çıkarılmamalıdır.
Eğitim
bireysel farklılık gösteren öğrencilere de hitap ettiğine
göre sınıfta soyut düşünme özelliğini kazanan öğrencilerin
yanı sıra henüz bu özelliği edinemeyen öğrencilerin de
bulunabileceği hatırda tutularak somut materyaller
kullanılmalıdır. Bu dönem bireysel farklılıkların artmaya
başladığı bir dönemdir. Bu yüzden gelişim kuramcıları bu
dönemden itibaren yaş belirtmemeye başlarlar.(Bacanlı,
1999, s.56,57)
Soyut
işlemsel düşüncenin önemli boyutlarından biri bilimsel
düşünce yapısını kazanmaktır. Bilimsel düşüncenin yapısı
hipotezler oluşturmak, olası çözümleri sistematik bir
şekilde değerlendirmek ve zorlu bir problem karşısında
doğru cevaba ulaşmaktır. Karmaşık bir düşünce yapısı
gerektiren durumlarda irdeleme, tahayyül etme, hipotez
oluşturma ve soyut düşünebilme becerileri geçerli
olmaktadır.
11
yaşından sonra ergenin düşünce yapısında meydana gelen
önemli değişikliklerden biri, kendinden küçük çocuklara
göre daha soyut düşünebilmesidir. Gerçek ve somut
uyaranlar ergenin düşünmesi için gerekli olan uyaranlar
değildir.Ergen görsel uyaranları olmayan boyutlarda da
düşünce üretebilir. Hipotezler, olasılıklar veya tamamen
soyut öneriler bağlamında düşünce üretip, olası problemi
mantık yoluyla çözümleyebilirler. Ergenin soyut işlemsel
dönemdeki düşünce yapısı ve özelliklerini sözlü problem
çözme becerisinde görmek mümkündür. Somut işlemsel beceri
düzeyindeki çocuk için Ayşe’nin boyu = Cemre’nin boyu
problemini çözmesi için problemin elemanlarını görmesi
esastır. Oysa soyut işlemsel düşünceye ulaşmış bir ergen
için benzeri bir problem sözlü olarak da çözümlenebilir.
Ergenin
soyut düşünce niteliklerinden biri de düşünmek için
düşünme özelliğidir. Örneğin, bir ergen şöyle yakınabilir:
“Ne olduğumu, kim olduğumu niçin düşündüğüm için düşünmeye
başladım” .Ergenlerde düşünceye ve düşüncelerin soyut
özelliklerine eğilim ve ilgi artmıştır. Ayrıca ergenlerin
düşünceleri olasılıklar ve idealizm yüklüdür. Daha
küçüklerde ise düşünceler nesnel özellikler ve bilinç ile
belirlenmiş bir durumdayken, ergenlerin düşünceleri
kendilerinde ve başka kişilerde olmasını arzu ettikleri
ideal özellikler ve spekülasyonlara yüklüdür. Bu tür
düşünceler de ergenin kendisini ve başkalarını ideal
özellikler ile karşılaştırmasına imkan sağlar. Genç olası
durumlar ve hayallerle yüklü düşünce alemi içindedir ve
ergen bu düşünceler içinde sabırsızlık ve kararsızlık
gösterir.
Kişiler
son çocukluk döneminden sonra akıl yürütme özellikleri
itibariyle de değişme gösterirler.Ergenlik yıllarında akıl
yürütmenin esaslar, hipotezler kurup, hipotezlerden sonuç
çıkarma şeklinde gerçekleşmektedir. Hipotez – sonuç
muhakemesi şeklinde tanımlanan bu akıl yürütme tarzı,
bilimsel anlayışın temelini oluşturur. Ergenin akıl
yürütme şekli soyut işlemsel düşüncenin karakteristikleri
ile açıklanabilir. Gerçeklerden farklı olarak varsayım ve
olasılıklarla düşünme ve sürekli kendi düşünce lerine
yansıtması şeklinde bir düşünce mekanizması vardır. Bu
düşünce mekanizması ergenliğin tipik özelliklerinden
sorumludur. Ergen kendi dünyasına odaklaşmış, gelecekle
ilgili planlarla meşgul, geleceğe yönelmiş ve ideolojik
bakış açıları geliştirmekle ilgilidir.
Soyut
işlemsel düşüncenin iki aşamada olduğu kabul edilmektedir.
Birinci aşamada hipotez oluşturma becerisindeki artış
nedeniyle sınırsız olasılıkları içeren düşünceler
ağırlıklıdır. Bu aşamadaki ergenin düşüncesinde gerçekler
bastırılmıştır. İdeal olan ve olası olan düşünce tarzı
hakimdir. Ergenliğin ortasına doğru gencin zihinsel
yapısında bir dengelenme görülür. Ergenliğin ikinci
aşamasında, gençler artık düşünce ürünlerinde yaşantının
kendisiyle bağdaştırma durumundadırlar.
Soyut
işlemsel düşüncenin yerleşmesi konusunda Piaget (1952)
başlangıçta 12-15 yaşı esas almıştır. Soyut işlemsel
düşüncenin ilk yılların da olduğunu kabul etmiştir. Ancak
daha sonraki yapıtlarında Piaget (1972) Soyut işlemsel
düşüncenin yaklaşık 15-20 yaşları arsında yerleştiğini
iddia etmiştir.
Soyut
işlemsel düşüncenin gelişim özelliklerini Piaget’in
özümleme ve uyum temel kavramları ile de açıklamak
mümkündür.Özümleme, ergenlerin mevcut bilgilerine
yenilerinin alması, yani bilgiyi içselleştirmesi şeklinde
gerçekleşir. Uyum mekanizması da ergenin yeni bilgilere
ulaşmasıdır. Ergenliğin başlangıcında zihinsel süreçlerin
uğradığı değişikler gereği özümleme mekanizmasında bir
artış mevcuttur. Bu özümleme sürecindeki yoğunlaşma
ergenin dünyasında çok fazla sübjektif ve idealistik
değerlendirmesine zemin hazırlar. Orta ergenlik noktasında
özümleme ve uyum mekanizmalarında bir dengeleme söz konusu
olur. Ergen uyum sürecini kullanarak bilişsel zenginliğini
geliştirir. Bu bağlamda soyut işlemsel düşüncenin özümleme
safhası ergenliğe geçişi belirlemektedir.(Aydın,
1997, 156, 157)
11
yaşından sonra başlayan ve mantıksal düşünmenin
yetişkinler düzeyine eriştiği bu döneme “Formel İşlemsel
Dönem” denir. Bu evrede çocuklar görüşlerini haklı
gösterebilecek düşünce kurallarını ve mantık yollarını
bulmaya başlarlar. Piaget, formel işlemlerin diğer
insanlarla işbirliği sayesinde oluştuğunu ileri sürer. 7-8
yaşlarından itibaren sosyalleşmeye başlayan çocuk, 11-12
yaşlarında oyun kurallarının kişiler arası anlaşma sonucu
meydana geldiğini anlayacak kadar bu alanda ilerlemiş
durumdadır. Görüş alışverişi ve tartışma çocuğun yaşamında
önemli bir yer almaya başlar. Ergenliğin başlangıcıyla
birlikte sosyal yaşam içinde kişisel görüş ve tartışmaları
içeren bir işbirliği gerekli olmuştur artık. Bu da çocuğun
anlayışının giderek geliştiğini ve daha önce sahip
olmadığı bazı alışkanlıkları kazandığını gösterir. Bunun
sonucu olarak da çocuklar bazı tahmin ve varsayımlar ileri
sürebilirler. Kurduklar varsayımları sınamadan geçirir,
soyut düşünür, genellemeler yapar ve soyut kavramları
kullanarak bir durumdan ötekine geçebilirler.
Çocuklar
giderek birbirlerini daha iyi anlayabilirler, başkalarının
görüş açılarına göre düşünebilirler. Bu durum olaylar
olmadan sonuçlarını kestirme yeteneğini geliştirir.Bir
başka deyişle, söylemeden, harekete geçmeden bir şeyi
düşünüp tartma (reflection) süreci, çocuğu zihinsel bir
tartışmaya yöneltir. Buna “içselleşmiş düşünce ya da
konuşma” denebilir.
Böylece
Piaget, formel düşünüşün işbirliği yoluyla bir sosyalleşme
süreci olduğunu ileri sürer ve şöyle der: “zeka söz konu
olduğunda, işbirliği nesnel olarak yürütülen bir
tartışmadır. Çalışmada işbirliği, fikirlerde alışveriş,
karşılıklı kontroldür.” Piaget’ye göre, mantığın gelişmesi
ve kurulmasında işbirliği önemli bir dizi davranış
biçiminin temelidir. Formel işlemlerin bu gelişimi,
işbirliği ve tartışma olmaksızın gerçekleşemez.
Birçok
açıdan düşünebilme ergene yeni bir düşünce esnekliği
sağlar. Çocuğun eylem çerçevesinde sınırlı olmasına
karşılık, ergen zihninde birçok seçeneği gözden geçirip
inceleyebilir, kuramlar biçimlendirebilir ve düşsel
dünyaları kavrayabilir. Gerçek ya da olası sosyal
sistemlerin çeşitliliği konusuna ilgisinin artması sonucu,
genç kendi standartlarına eleştirici bir tavır takınır,
böylece kendisine ve üyesi olduğu çeşitli grupların
görüşlerine tarafsız bir gözle bakmaya başlar. Toplumun
gelenek ve göreneklerine, kurallarına karşı tutumu
değişir. Bunların değişmez olduklarını düşünen çocuğun
tersine, genç bunların yetişkinler tarafından
kararlaştırıldıklarını ve değişik gruplara göre
farklılıklar gösterebileceklerini kavrar. Örneğin, oyun
oynarken diğerlerinin onayı olursa, oyun kurallarını
değiştirebilir. İyi bir insanın bazı kötü yanlarının da
bulunabileceğini kabul eder.
Çocuk ta
düşüncenin formel işlemler düzeyine ulaşmış olmasının
göstergesi, Piaget’ye göre, çok sayıda probleme çözüm
getirebilmesidir. 12 yaş dolaylarında çocuk bazı teklifler
çerçevesinde mantık yürütmeye ve tartışmaya başlar.
Örneğin, çocuk: “Şunlar, şunlar olursa, (önceden
görülmeyen) şu sonuç ortaya çıkar,” diyebilir.Ya da yüzen
ve batan nesneleri gruplandırırken: “şu kadar metalin
ağırlığına eşit olması için bu kadar odun olması gerekir,”
diye bir sonuca ulaşabilir. Çocuk, deneme, yanılma yoluyla
çözümü bulduğunda ya da varsayımını doğruladığında doyuma
sağlar.(Yavuzer, 1999, s:282,283)
ERGENLERİN BİLİŞSEL YAPILANMALARINDA FARK VAR MIDIR?
Piaget
ergenin bilişsel yapısına, soyut işlemsel düşünceye
evrensel açıdan yaklaşır. Ergenlerin bilişsel
yapılarındaki bireysel farklılıklar üzerine
odaklaşmamıştır.Ergenlerin düşünce yapılarında bireysel
farklılıkları inceleyen çalışmalar da vardır. Strahan
(1983) ergenliğin ilk yıllarında bazı ergenlerin soyut
işlemsel düşünce yapısında olduğunu iddia etmektedir. Bu
durumun 1/3 oranında mevcut olduğunu kabul etmektedir.
Bazı araştırıcılara göre, soyut işlemsel düşünce ergenin
yaşının ilerlemesiyle gelişeceği düşüncesi hakimdir. Ancak
bazı ergenlerin hatta erişkinlerin bile soyut işlemsel
tarzda düşünce üretemedikleri değerlendirilmektedir.
Üniversite öğrencileri arasında %17 ile %67’ sinin soyut
işlemsel düşünce özelliğini sahip olduğu bildirilmiştir.
Ayrıca soyut işlemsel düşünceyi kullanma, mevcut durumdaki
konunun içeriğine göre farklılaşabilir. Örneğin, 14
yaşındaki ergenler cebir problemlerini analizle durumunda
soyut işlemsel düşünceden yararlanılırken; sözel içerikli
problemler, insanlar arası ilişkilerde ve akıl yürütmede
aynı düşünce mekanizmasını kullanmayabilirler.
Ergenler
iyi bildikleri ve deneyimli oldukları konularda soyut
işlemsel düşünceden yararlanma eğilimindedirler. Çocuklar
ve ergenler yaşantıları ve deneyimlerinin birikimi sonucu
yoğun bilgi birikimine sahip olurlar. Oyunlar, hobiler,
spor ve çeşitli ders konuları, çeşitli yaşam alanlarındaki
deneyimleri üst seviyede olgunlaşmış düşünce yapısını
mümkün kılar. Bazı durumlarda bilgi birikiminden başka
soyut işlemsel düşünceye bağlı akıl yürütme durumu, bilgi
birikimine katkı sağlar. Gerek somut ve soyut işlemsel
düşüncedeki değişiklikler, gerekse yaşantı deneyimleri ve
bilgi birikimi ergenin bilişsel dünyasını yapılandırır.(Aydın,
1997, s:158,159)
KAYNAKLAR :
Bacanlı, Doç. Dr. Hasan, Eğitim
Psikolojisi Gelişim Ve Öğrenme, Nobel Yayın Dağıtım,
Ankara, 2. Basım, 1999
Binbaşıoğlu, Cavit, Eğitim Psikolojisi,
Binbaşıoğlu Yayınları, Ankara, 9. Basım, 1995
Aydın, Prf. Dr. Betül, Çocuk Ve Ergen
Psikolojisi, Marmara Üniversitesi Vakfı Yayınları,
İstanbul, 1997
Yavuzer, Prf. Dr. Haluk, Çocuk
Psikolojisi, Remzi Kitap Evi, İstanbul, 18. Basım,
1999
Formel İşlemsel Dönem (Formal
Operational Stage)
Onbir
yaşından sonra başlayan ve mantıksal düşünmenin
yetişkinler düzeyine eriştiği bu döneme “ Formel İşlemsel
Dönem” denir. Bu devrede zihinsel gelişim somut
operasyonlardan formel operasyonlara geçer. Formel
operasyonlar düzeyine gelen artık yetişkin dünyasıyla tam
bir iletişim içine girmeye hazırdır. Çünkü bilişsel
gelişimin en son aşamasına gelmiştir. Formel operasyonlar
gelişirken bireyin kişilik yapısı da gelişir ve bireyin
ahlak anlayışında olduğu kadar, kendini algılayışında da
temel değişiklikler yer alır. Bu evrede çocuklar
görüşlerini haklı gösterebilecek düşünce kurallarını ve
mantık yollarını bulmaya başlarlar.
Piaget, formel işlemlerin diğer insanlarla işbirliği
sayesinde oluştuğunu ileri sürer. Ona göre formel
operasyonların gelişimi oniki ile ondört yaş arasında
başlar. Operasyon öncesi çocuk eliyle nesnelerin yerlerini
değiştirip belirli bir sıraya koyabilir. Somut
operasyonlar devresindeki çocuk düzenlemeyi semboller
aracılığıyla zihinde yapabilir. 7-8 yaşlarından itibaren
sosyalleşmeye başlayan çocuk, 11-12 yaşlarında oyun
kurallarının kişiler arası anlaşma sonucu meydana
geldiğini anlayacak kadar bu alanda ilerlemiş durumdadır.
Görüş alışverişi ve tartışma çocuğun yaşamında önemli bir
yer almaya başlar.
Formel operasyonlar devresinde ise çocuk semboller
düzeyinden bir aşama ötesine giderek düşünce düzeyine
ulaşır. Bu düzeye ulaşan bir çocuk, belirli bir sorunu
çözebilmek için değişik hipotezler geliştirir ve her
hipotezi birer birer dener. Çocoğun düşüncesine ve
sorunlara yaklaşmasına bir düzenlilik, formel yapı, akıl
yürütme süreci gelmiştir. Somut operasyonlar devresindeki
çocuk var olan nesneleri gösteren sembollerle düşünürken,
formel operasyonlar devresindeki çocuk olası ( muhtemel)
seçenekler üzerinde düşünebilir.
Ergenliğin başlangıcıyla birlikte sosyal yaşam içinde
kişisel görüş ve tartışmaları içeren bir işbirliği gerekli
olmuştur artık. Bu da çocuğun anlayışının giderek
geliştiğini ve daha önce sahip olmadığı bazı
alışkanlıkları kazandığını gösterir. Bunun sonucu olarak
da çocuklar bazı tahmin ve varsayımlar ileri sürebilirler.
Kurdukları varsayımları sınamadan geçirir, soyut düşünür,
genellemeler yapar ve soyut kavramları kullanarak bir
durumdan ötekine geçebilirler.
Çocuklar giderek birbirlerini daha iyi anlayabilirler,
başkalarının görüş açılarına göre düşünebilirler. Bu durum
olaylar olmadan sonuçlarını kestirme yeteneğini
geliştirir. Bir başka deyişle, söylemeden, harekete
geçmeden bir şeyi düşünüp tartma (reflection) süreci,
çocuğu zihinsel bir tartışmaya yöneltir.Buna “içselleşmiş
düşünce ya da konuşma” denebilir.
Böylece Piaget, formel düşünüşün işbirliği yoluyla bir
sosyalleşme süreci olduğunu ileri sürer ve şöyle der: “
zeka sözkonusu olduğunda, işbirliği nesnel olarak
yürütülen bir tartışmadır. Çalışmada işbirliği, fikirlerde
alışveriş, karşılıklı kontroldür.” Piaget’ ye göre,
mantığın gelişmesi ve kurulmasında önemli işbirliği önemli
bir dizi davranış biçimini temelidir. Formel işlemlerin bu
gelişimi, işbirliği ve tartışma olmaksızın gerçekleşemez.
Mantıksal düşüncenin kendini gösterdiği düşünce
tarzlarından biri tümden gelimdir. Tümden gelim düşünme
tarzında (deductive reasonink) belirli bir genelleme,
doğruluğu kabul edilen bir temel düşünce alınır ve bu
düşüncenin doğurduğu olasılıklar bulunur. Bu düşünce
genellikle şu tip cümle yapısıyla kendini gösterir: Eğer A
doğruysa, o zaman B’nin doğru olması gerekir. Örneğin, “
Eğer Erikson’ un kuramı doğruysa , o zaman oniki
yaşındakilerin düşüncelerinde formel operasyonlar
gözleyebilmeliyiz.”
Küçük çocuklarda gözlenen daha fazla tümevarım (inductive
reasoning ) türünden akıl yürütmedir. “ Annem köpekten
korkmuyor, babam köpekten korkmuyor, öyleyse benim de
köpekten korkmamam gerekir” gibi. Bu tip akıl yürütme
türünde çocuk, tek tek deneyimleri aracılğıyla bir
genellemeye ulaşır. Yetişkinler hem tüme varım hem de
tümden gelim akıl yürütme biçimlerini kullanırlar.
Bilişsel aşamasının bu devresine gelen çocuk, ondört
yaşından sonra, aynı bir yetişkin gibi, her iki tür akıl
yürütmeyi de kullanabilir.
Birçok açıdan düşünebilme ergene yeni bir düşünce
esnekliği sağlar. Çocuğun eylem çerçevesinde sınırlı
olmasına karşılık, ergen zihninde birçok seçeneği gözden
geçirip inceleyebilir, kuramlar biçimlendirebilir ve
düşsel dünyaları kavrayabilir. Gerçek ya da olası sosyal
sistemlerin çeşitliliği konusuna ilgisini artması sonucu,
genç kendi standartlarına eleştirici bir tavır takınır,
böylece kendisine ve üyesi olduğu çeşitli grupların
görüşlerine tarafsız bir tavırla bakmaya başlar. Toplumun
gelenek ve göreneklerine, kurallarına karşı tutumu
değişir. Bunların değişmez olduklarını düşünen çocuğun
tersine, genç bunlara göre farklılıklar
gösterebileceklerini kavrar. Örneğin, oyun oynarken
diğerlerinin onayı olursa, oyun kurallarını
değiştirebilir. İyi bir insanın bazı kötü yanlarının da
bulunabileceğini kabul eder.
Her birey formel operasyonları tam anlamıyla
geliştirmeyebilir. Bilimsel düşünmenin ve mantıksal
konuşmanın son derece önem verildiği Batı uygarlığında
dahi, yetişkinlerin ancak % 60’nın tüm formel
operasyonları geliştirebildiği tahmin edilmektedir. Bilim
ve teknolojinin toplumsal ve kültürel yaşantıların temeli
olmayan diğer uygarlıklarda, bu oranın daha da düşük
olduğu düşünülmektedir.
Piaget bu durumun bir etkileşim olayı olarak yorumlar,
başka bir deyişle bilişsel bakımdan formel operasyonlara
hazır hale gelen birey, çevreden bu yönde uyarım ve teşvik
görürse gelişmesini tamamlar, toplumsal çevre bu düşünsel
gelişmeyi beğenmiyorsa ve birey kendini mantıksal
düşünmesinden dolayı toplumda yabancılaşmış hissediyorsa,
bu tip düşünmeden uzaklaşır ( Inhelder & Piaget , 1958 ).
Yukarıdaki açıklamaya ek olarak Piaget, içinde yetiştiği
kültürel ve toplumsal çevrenin çocuğun bilişsel gelişimini
şu şekilde etkilediğini açıklar: Çocuk bir aşamadan
diğerine, daha önceki aşamadaki düşünce tarzı yetersiz
kaldığı ve çevresine uyum yapabilmek için zorlandığı için
geçer. Bazı toplumlarda çocuk formel operasyonları
kullanmak için zorlanmaz, doğa ve toplum çevresine uyumunu
somut operasyonlar aşamasındaki düşünce tarzıyla
yapabilir. Belki de bilim ve teknolojinin baskın olmadığı
tarım ülkelerinde, formel operasyonların gelişmesi bu
nedenle durur.
Bilimsel ve teknoljik bilginin her aşamada gerekli
olduğu endüstrileşmiş ülkelerde, formel operasyonlara
dayalı düşünce biçimi, bireyin eğitimini başarıyla
tamamlayıp doktor, mühendis, bilgi işlem uzmanı gibi
başarılı bir meslek sahibi olması için gereklidir. Böyle
toplumlarda eğitimin temelini formel operasyona dayalı
düşünce oluşturur.
Ahlaksal
Düşüncenin Gelişmesi:
Şimdiye kadar sözünü ettiğimiz algılama ve düşünsel
gelişme, çocuğun nesneler ve olaylarla ilgili bilişsel
gelişmesini ifade eder. Çocuk insan ilişkilerini de
algılar ve bu alandaki bilişsel gelişme onun ahlaksal
(moral) düşüncesinin temelini oluşturur. Kohlberg ahlaksal
düşüncenin gelişmesini gösteren yedi aşamalı bir tablo
oluşturmuştur. (Kohlberg & Elfenbein, 1975 ; Walker 1980)
Bu tabloya göre çocuk en somut ve yüzeysel ahlak
anlayışından en soyut ve derin ahlak anlayışına
ulaşır.Aşamaları özetleyerek gözden geçirelim:
1.Aşama.
Ceza ( punishment) ve iteat (obedience) yönelimi: Davranış
bütünüyle dışardan denetlenir. Dışarıdan gelen emirler
cezalar ve ödüllemeler davranışın yönünü belirler.
Cezalandırılan davranış kötü, ödüllendirilen davranış
iyidir.Gücü elinde tutan otoritenin ( yetişkinlerin ) her
dediği doğrudur.
2.
Aşama.Bireysellik(individualism), amaca yönelik değiş
tokuş (instrumental exchange):
Bireyin gereksinmelerini gideren her şey doğrudur.
Karşısındaki ile doğru dürüst bir alış veriş ve değiş
tokuş kurabilmek bir kimsenin doğru yolda olduğunu
gösterir. Bireyler arasındaki anlaşma ve söz vermelere
değer verilir.
3.
Aşama .İyi çocuk yönelimi:
Diğerlerini, özellikle kişinin aile üyeleri gibi yakını
olan kimseleri memnun etmek için yapılan hareketler
doğrudur. Bireyin kendisinden bekleneni yapması en doğru
hareket biçimidir.
4. Aşama. Yasa ve Düzen ( law and order) Yönelimi:
Çocuğun algılaması aile sınırlarını aşmış ve tüm toplumu
kapsamaya yönelmiştir. Bireyin görevini yapması, yasalara
boyun eğmesi, yasayı temsil eden otoriteyi dinlemesi
ahlaksal davranış olarak görülür.
5.
Aşama. Toplumla Sözleşme (social contracts) Yönelimi: Yasalar
önemlidir, ancak bu aşamada yasalar, istenildiğinde
değiştirilebilen sözleşmeler olarak görülür. Yasaların
amacı toplumun büyük kesimine hizmet edebilmek olduğuna
göre, sırası geldiğinde bu amacı gerçekleştiren diğer
seçeneklerin düşünülmesinde de bir sakınca olmamalıdır.
Sözleşme ve anlaşmalar bir kez yapıldıktan sonra her iki
tarafı da bağlayıcı bir özellik taşır.
6. Aşama. Evrensel Ahlak İlkeleri (universally ethical
principles) :
Bu aşamada bireyin düşünüşünü temel ahlak ilkeleri
belirler. Ahlak ilkeleriyle yasalar arasında çoğu kez bir
çelişki olmadığı için, ahlak ilkelerine uyan birey
kendiliğinden yasaya uygun davranmış olur. Ne var ki ,
yasa ve ahlak ilkeleri arasında bir çelişki olduğunda,
bireyin ahlak ilkelerine uyması beklenir.
7.
Aşama.Kutsallıktan Kaynaklanan Ahlak Anlayışı:
Bu aşamada birey kendini, içinde yaşadığı toplumu, insan
ırkını aşan evrensel bir düzen kurmaya çabalar ve bu
kutsal düzenin bir parçası olarak her şeyle uyum içinde
yaşamaya yönelir. Bu tip düşünüşün temelinde Mevlana’nın ,
Yaratıcı’ya duyulan sınırsız sevgi ve bağlılığın
yarattığı, “ Gel ne olursan gel, evimiz gönül evidir,
kapısı herkese açıktır” anlayışı yatar.
Kohlberg’e
göre gelişim aşamaları evrenseldir ve her aşamada
kendinden bir önceki aşama gerçekleştikten sonra
kendisini gösterir. Çocuk “ diğer kimsenin” görüşünün ,
olaya bakışının farkına varıp, onu kendi düşüncesiyle
ilişki haline getirebildiği oranda ahlaksal gelişime devam
eder. Fakat, her bireyde ahlaksal gelişme aşamalarının
tümünün gelişmesi beklenemez. Sosyal ve kültürel çevresine
bağımlı olarak her birey kendi koşulları içinde ahlaksal
gelişmesini sürdürür. Bu nedenle bireyler arasında aşama
farklılıkları gözlenebilir.
“Ahlaksal düşüncenin gelişim düzeyi ile, bireyin ahlaksal
davranışı arasında bir ilişki var mıdır?” sorusu
psikologları sürekli ilgilendirmiştir. Bu konuda yapılan
araştırmalar kesin bir sonuca ulaşamamış ve psikologlar
açık seçik bir genellemeye gidememişlerdir. Varılan en
belirgin sonuç şudur: Ahlaksal düşünce bireyin ahlaksal
davranışını belirleyen değişkenlerden biridir. Ahlaksal
davranışı, yasaklanan davranışın çekicilik derecesi,
bireyin içinde bulunduğu grubun baskısı, yakalanma
ihtimalinin düşük veya yüksek olması gibi başka faktörler
de etkiler. Her bireye göre değişkenlerin değeri farklı
olabileceğinden, bu konuda herkes için geçerli bir
genelleme yapmak zordur.
KAYNAKÇA:
|